6 Mart 2014 Perşembe

SAĞIR BELLEK – Melih ERGEN


‘’Sonsuz bir tekrar olsa bile her doğru zıddını da taşıdığına göre hayatta, yok olmayı kabullenmeden nasıl anlam verebilirim ki bu dünyaya?’’
Hayatın anlamı ölümde mi gizlidir? Ölümü anladığımız ve kabullendiğimiz zaman mı hayat oyununa dahil oluruz? İntihar bu oyunun hangi sahnesine daha çok yakışır; hayatın ölümle yaptığı romantik bir tango mu yoksa bol kahkahalı bir köşe kapmaca mı?
Kanguru Edebiyat Atölyesinde şubat ayı kitap okuma çalışmamızın konusu Melih Ergen’in yazdığı Sağır Bellek isimli romandı. Yazar, uzun bir sessizlikten sonra yazdığı romanında ölüm evreninde geziniyor. Bir unutma ve unutulma hikayesi  olarak tanımladığı romanına Bernard Besigye’nin ‘’O denli yavaş ölüyoruz ki, yaşadığımızı sanıyoruz’’ sözü ile başlıyor. Romanda tek bir dil kullanılmamış; giriş bölümünde ağır ağır ilerleyen, okuru zorlayan, kitabın içine girerek hikayeye dahil olmayı engelleyen bir dil ile karşılaşıyor okur. Uzun, biteviye cümleler anlaşılabilmek için dikkat istiyor bizden. Ancak  daha sonra akıcı, insanı hikayenin içine çeken bir anlatım ile şaşırtıyor yazar. Ana karakterler dışında bir anlatıcı yaratarak, anlatımı ilgi çekici hale getiriyor. Özellikle dikkat çekmek, vurgulamak istediği düşüncelerini ise serbest çağrışım yaparak paylaşıyor okurla. Bir solukta okurken düşünce ve duygularımızı harekete geçiren, noktasız-virgülsüz, uzun paragraflar halindeki bilinç akışı, anlatımı farklı ve yaratıcı hale getiriyor.
Roman, ölümü anlatan bir hayat hikayesi veya hayatı anlatan bir ölüm hikayesi olarak da okunabilir. Hayatı anlamak ve anlamlandırabilmek için ölümü kabul etmek gerekir. Ölüm herşeyin sonu ise şayet ve hayatta çekilen acıların da bitişi ise, ölüm özgürleşmek değil midir aynı zamanda? Ölüme doğru akan hayatlarımızda bilinçsizce sona varmak ve ya bilincimizle kabullenmek bizim seçimimiz elbette. Bilinçli ölüm diye açıklayabilir miyiz intiharı? Korkakça hayattan kaçış mı yoksa cesur bir kendini sunuş mu vardır bu eylemde? Her canına kıyış geride bırakılanlara verilen bir ceza olarak da kabul edilebilir. Tanrı’ya başkaldırıdır, bu nedenle de günahtır.  Her intihar kendi özgün nedenini taşır. Yazarın anlatımı ile ’’her intiharın arkasından sorulan neden sorusunun yanıtı ölenlerin biricik olmalarından ötürü noksan’’dır.
Sağır Bellek ailenin, kadın hallerinin, anne şefkatinin, sevginin sorgulandığı bir baba-oğul hikayesi aynı zamanda. Babalar ve oğulları arasında karmaşık bir ilişki, çatışma vardır. Bu, bir çeşit iktidar kavgasıdır. Anne-kız çatışmasının ötesine geçen dinamikleri vardır bu ilişkinin. Oğul, babasını yenebilirse bir birey haline gelir kendi gözünde. Bu nedenle savaşır  hatta öldürür babasını beyninin kıvrımlarında. Babayla çatışmak bir kimlik arayışıdır. Hepimizin birçok kimliği vardır hayatta. Ancak gerçek, yalın kimliğimizi bulmak, kabullenmek ve tarif edebilmek zor bir arayış gerektirir. Kimlik arayışı önemlidir. Edebiyatın da temelidir. Bu kitapta da gerçek kimlik arayışı ve yan kimliklerden kurtuluş, bir anlamda kimliksizleşme var. Bir baba, evlat, arkadaş, eş olma ve ya olamama halleri ile sadece biricik olma, insan olma ikilemini de yaşarız romanda.
Her roman, yazarın izdüşümü, gölgesidir. Nasıl ki gölgeler bulunulan yerden ve güneşin açısından  yani zamandan ve mekandan etkilenirse,  anlatının zamanı ve mekanı da tüm hikayeyi etkiler. Bu romandaki kurgunun da bir ülkenin kimlik arayışının ve babayla çatışarak kendini kabul ettirme döneminin yaşandığı cumhuriyetin ilk yıllarına denk gelmesi, yazarın kurgusal başarısını göstermektedir. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında ayrı bir öneme sahip olan demiryolları,  ana dekoru oluşturmaktadır. Yoksulluk, devlet otoritesine mutlak itaat, memuriyetin teslimiyetçi yaklaşımı esprili demiryolu hikayeleriyle anlatılır. Görev aşkı ile zamanını devletine adayan, hayat boyu hesap yaparak yaşamak zorunda kalan dürüst ve çalışkan babanın bir anlamda ailesinin ve çocuklarının zamanından ve sevgisinden çaldığını düşünürsek, dürüstlük doğru bir tanımlama olarak kalabilir mi? Otoriter, sevgisini göstermekten aciz bir baba ile girişilen sorgulama aynı zamanda devlet otoritesini de eleştirme, başkaldırma olabilir mi?
Sağır Bellek ile hayatı ve sevgiyi sorguluyor yazar. Vaktinde söylenmemiş sözlerin, sarılmamış bedenlerin, hele sevgi sözcükleri ile büyütülmemiş bir çocuğun özrü olabilir mi? Geriye doğru yaşarsak hayatı, affettirebilir miyiz hatalarımızı kendimize. Unutulursak, yok olur muyuz? Unutursak, ölüm bile ölür mü?
Sağır Bellek birçok defa okunup her seferinde değişik tatlar alınabilecek, katmanlı, sorgulatan, acıtan, okurun kalbine dokunan bir kitap. Edebiyat Atölyemizde, edebi ve felsefi açıdan yeni bakış açıları kazanarak, düşünerek, ölümü ve yaşamı hissederek tartıştık bu ay kitabımızı. Bu zevkli ve faydalı çalışmamızdan cebimizde kalan çakıl taşlarımızı sizlerle de paylaşmak istedik…


  





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder