‘’Sonsuz bir
tekrar olsa bile her doğru zıddını da taşıdığına göre hayatta, yok olmayı
kabullenmeden nasıl anlam verebilirim ki bu dünyaya?’’
Hayatın anlamı
ölümde mi gizlidir? Ölümü anladığımız ve kabullendiğimiz zaman mı hayat oyununa
dahil oluruz? İntihar bu oyunun hangi sahnesine daha çok yakışır; hayatın
ölümle yaptığı romantik bir tango mu yoksa bol kahkahalı bir köşe kapmaca mı?
Kanguru Edebiyat Atölyesinde
şubat ayı kitap okuma çalışmamızın konusu Melih Ergen’in yazdığı Sağır Bellek
isimli romandı. Yazar, uzun bir sessizlikten sonra yazdığı romanında ölüm
evreninde geziniyor. Bir unutma ve unutulma hikayesi olarak tanımladığı romanına Bernard
Besigye’nin ‘’O denli yavaş ölüyoruz ki, yaşadığımızı sanıyoruz’’ sözü ile
başlıyor. Romanda tek bir dil kullanılmamış; giriş bölümünde ağır ağır
ilerleyen, okuru zorlayan, kitabın içine girerek hikayeye dahil olmayı
engelleyen bir dil ile karşılaşıyor okur. Uzun, biteviye cümleler
anlaşılabilmek için dikkat istiyor bizden. Ancak daha sonra akıcı, insanı hikayenin içine
çeken bir anlatım ile şaşırtıyor yazar. Ana karakterler dışında bir anlatıcı
yaratarak, anlatımı ilgi çekici hale getiriyor. Özellikle dikkat çekmek,
vurgulamak istediği düşüncelerini ise serbest çağrışım yaparak paylaşıyor okurla.
Bir solukta okurken düşünce ve duygularımızı harekete geçiren,
noktasız-virgülsüz, uzun paragraflar halindeki bilinç akışı, anlatımı farklı ve
yaratıcı hale getiriyor.
Roman, ölümü
anlatan bir hayat hikayesi veya hayatı anlatan bir ölüm hikayesi olarak da
okunabilir. Hayatı anlamak ve anlamlandırabilmek için ölümü kabul etmek
gerekir. Ölüm herşeyin sonu ise şayet ve hayatta çekilen acıların da bitişi ise,
ölüm özgürleşmek değil midir aynı zamanda? Ölüme doğru akan hayatlarımızda
bilinçsizce sona varmak ve ya bilincimizle kabullenmek bizim seçimimiz elbette.
Bilinçli ölüm diye açıklayabilir miyiz intiharı? Korkakça hayattan kaçış mı
yoksa cesur bir kendini sunuş mu vardır bu eylemde? Her canına kıyış geride
bırakılanlara verilen bir ceza olarak da kabul edilebilir. Tanrı’ya
başkaldırıdır, bu nedenle de günahtır. Her
intihar kendi özgün nedenini taşır. Yazarın anlatımı ile ’’her intiharın
arkasından sorulan neden sorusunun yanıtı ölenlerin biricik olmalarından ötürü
noksan’’dır.
Sağır Bellek
ailenin, kadın hallerinin, anne şefkatinin, sevginin sorgulandığı bir baba-oğul
hikayesi aynı zamanda. Babalar ve oğulları arasında karmaşık bir ilişki,
çatışma vardır. Bu, bir çeşit iktidar kavgasıdır. Anne-kız çatışmasının ötesine
geçen dinamikleri vardır bu ilişkinin. Oğul, babasını yenebilirse bir birey
haline gelir kendi gözünde. Bu nedenle savaşır hatta öldürür babasını beyninin kıvrımlarında.
Babayla çatışmak bir kimlik arayışıdır. Hepimizin birçok kimliği vardır hayatta.
Ancak gerçek, yalın kimliğimizi bulmak, kabullenmek ve tarif edebilmek zor bir
arayış gerektirir. Kimlik arayışı önemlidir. Edebiyatın da temelidir. Bu
kitapta da gerçek kimlik arayışı ve yan kimliklerden kurtuluş, bir anlamda
kimliksizleşme var. Bir baba, evlat, arkadaş, eş olma ve ya olamama halleri ile
sadece biricik olma, insan olma ikilemini de yaşarız romanda.
Her roman, yazarın
izdüşümü, gölgesidir. Nasıl ki gölgeler bulunulan yerden ve güneşin
açısından yani zamandan ve mekandan
etkilenirse, anlatının zamanı ve mekanı
da tüm hikayeyi etkiler. Bu romandaki kurgunun da bir ülkenin kimlik arayışının
ve babayla çatışarak kendini kabul ettirme döneminin yaşandığı cumhuriyetin ilk
yıllarına denk gelmesi, yazarın kurgusal başarısını göstermektedir. Türkiye
Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında ayrı bir öneme sahip olan demiryolları, ana dekoru oluşturmaktadır. Yoksulluk, devlet
otoritesine mutlak itaat, memuriyetin teslimiyetçi yaklaşımı esprili demiryolu
hikayeleriyle anlatılır. Görev aşkı ile zamanını devletine adayan, hayat boyu
hesap yaparak yaşamak zorunda kalan dürüst ve çalışkan babanın bir anlamda
ailesinin ve çocuklarının zamanından ve sevgisinden çaldığını düşünürsek,
dürüstlük doğru bir tanımlama olarak kalabilir mi? Otoriter, sevgisini
göstermekten aciz bir baba ile girişilen sorgulama aynı zamanda devlet
otoritesini de eleştirme, başkaldırma olabilir mi?
Sağır Bellek ile
hayatı ve sevgiyi sorguluyor yazar. Vaktinde söylenmemiş sözlerin, sarılmamış
bedenlerin, hele sevgi sözcükleri ile büyütülmemiş bir çocuğun özrü olabilir
mi? Geriye doğru yaşarsak hayatı, affettirebilir miyiz hatalarımızı kendimize.
Unutulursak, yok olur muyuz? Unutursak, ölüm bile ölür mü?
Sağır Bellek birçok
defa okunup her seferinde değişik tatlar alınabilecek, katmanlı, sorgulatan,
acıtan, okurun kalbine dokunan bir kitap. Edebiyat Atölyemizde, edebi ve
felsefi açıdan yeni bakış açıları kazanarak, düşünerek, ölümü ve yaşamı
hissederek tartıştık bu ay kitabımızı. Bu zevkli ve faydalı çalışmamızdan
cebimizde kalan çakıl taşlarımızı sizlerle de paylaşmak istedik…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder