GECE
Saat gece üç.
Tak, tak, tak. Hep kulaklarımda. Susmuyor,
bitmiyor, bırakmıyor peşimi.
Hiç ses yok oysa. Sadece saatin tik
takları. Karanlık acıtıyor gözlerimi.
Gecenin üçü. Saati görmeden biliyorum. Her
gece saatleri sayıyorum artık. Seslerden de korkuyorum, kara gölgelerden de. Nefesini duyuyorum ensemde. Kokusu geliyor aklıma. Engel olamıyorum
gözyaşlarıma.
Annesizim ben. Beş yıl oldu öleli. Çocuktum
daha. Ablam büyüttü. Zehra. Ondokuzunda. Canı kadar sever beni. Mutlu olmam için yapmayacağı şey yoktur. Benden sonra,
ikinci sırada Enver abi. Nişanlısı. Seneye evlenecekler askerlik bitince. Tek
üzüntüsü benden ayrılmak. Ablam üzülmesin diye beni de yanlarına almaya karar
verdi Enver abi. O da sever beni. Sever beni...
Geçen hafta. Cumartesi. Yaşgünümdü. Evci
çıktı Enver abi. Artık onüç oldun, kutlamak lazım dedi. Pasta kestik. Bana bir
fotoğraf makinası verdi doğum günü hediyesi. Gece olunca sinemaya gidelim erkek
erkeğe diyerek aldı beni.
Sinema büyük. İçerisi soğuk. Tenha. Ekranın
önünde kırmızı bir perde. Yere kadar kırmızı. İçerisi loş. Deri koltuklar
kaygan. Işıklar da sönünce. Karanlık.
Tutuyor saçlarımdan. Ensemde nefesi. Tütün
ve kahve kokusu. Erkek kokusu. Sus diyor. Korkma. Nefes nefese. Saçlarımda eli.
Sahnede perde. Yere kadar kırmızı. Yere
dolanıyor kırmızısı. Sus diyor. Nefesi. Sahnedeki tüm sesler susuyor. Tak, tak,
tak. Ayaklarıma çarpan pantolonumun
kemeri. Korkma, korkma. Ben çok korkuyorum ama.
Karanlık yakıyor gözlerimi. Susmuyor,
bitmiyor, bırakmıyor peşimi.
Sahnede perde. Yere dolanıyor kırmızısı.
Anlatsam. Anlatılmaz.
Sussam. Susulmaz.
Ölsem. Ölünmez artık, geç.
Kırmızı. Gölgeler. Korkular. Hepsi hepsi üç
hece.
Sadece gece...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder